... "Tel örgüleri ona bakarak geçip yıkıntılar arasına giriyorum en sonunda. Ve aralığın şanlı ışığı altında, tamı tamına bulmaya geldiğimi ve zamana ve dünyaya karşın, bu ıssız doğada bana, gerçekten yalnızca bana sunulmuş olanı buldum, yaşamda yalnız bir iki kez olabilirdi böylesi, bundan sonra da insan isteğine kavuştuğunu düşünebilirdi. Her yanına zeytinler saçılmış pazaryerinden, aşağıda köy görünüyordu. Hiçbir gürültü gelmiyordu buradan; duru havada hafif dumanlar yükselmekteydi. Deniz de susuyordu, kıvılcımlar saçan, soğuk bir ışığın kesintisiz akışı altında soluğu kesilmişti sanki. Günün kırılgan şanını Chenoua'dan gelen bir horoz sesi kutsuyordu yalnızca. Yıkıntıların bulunduğu yanda, gözün uzanabildiğince uzaklarda, billursu havanın saydamlığında yalnızca çiçek bozuğu taşlar ve pelinler, ağaçlar ve kusursuz sütunlar görünüyordu. Öyle görünüyordu ki, hesaplanması olanaksız bir an için sabah donmuş, güneş durmuştu. Bu ışık ve sessizlik içinde, azgınlık ve gece ...
Evet sanırım böylesi daha mantıklı. Zaten çoğu zaman altını çizdiğin yerler, bir şekilde senin de 'onaylandığın' düşüncelerden oluşuyorlar. Ama eğer bir kitapta altını çizdiğin yerler çoksa, o da iş görüyor; çünkü bu sefer aralarda kalan boş yerleri daha dikkatli okuyabiliyorsun. Veya okumuyorsun; bilemiyorum.
YanıtlaSilEğer hepsi çizilmiş ve hiç boş yer olmazsa daha dikkatli okuduğun yerler de altını çizdiklerin olur...
YanıtlaSilKi hep hiç çizmemeyi tercih ediyorum birincisi kitaba kıyamadığımdan, ikincisi tam da bu yüzden...
Ve birine bir paragraf bir şey okutmak istediğimde sadece başlangıç cümlesini işaret edip "nerede durman gerektiğini sen belirle" dediğim de çoktur.. Bir keresinde arkadaşım kitabı bitirecekti, zamanımız dar olmasaydı hiç ses etmezdim...