varoluşumuzdaki çelişkileri düşünürsek ve iylikle kötülüğün insan yapısı olduğunu kendinden öncesini bilmeyen ademin durumu yargılanamaz. her yapım aslında bir yıkımı işaret ediyorsa herşeyin doğası gereği zıttını barındırdığını yadsımak olmaz.bazılarımız istemlerini dış kanallardan edinirken bazılarımız kendi istencinden alır. herşeyin, dinin, ahlakın imalat usülü olduğunu dünyada ahlaksızlık kriterini ne belirleyebilir, yada kim. benden başka bir insanın tutkusuna kaldığı sürece ne derece güvenilir. onun doğrusu bana uymadığında hangimizinki gerçektir. mutlu olmak isteriz bunun için çabalarız ama asıl olan mutsuzluğun içimizdeki şeklidir, onun için mutlu anlar çabuk unutulur. derim ben...
biraz daha öncesine gitmelisin Y., yani buradaki cümle de adem ve havvayı ele aldığına göre daha öncesine gitmeyi dene... İyilik ve kötülük tanımlarını biz yapıyoruz, bir takım ahlaki yargılarımızla var ediyoruz iyiyi ve kötüyü... Tanımlamaları insanlar yapıyor öyle olduğu için değil, var ettikleri için öyle...
Olgunlaşmamışlık her zaman doğuştan gelmez ya da başkaları tarafından zorla benimsettirilmez. Bir de kültür bizi avucunun içine aldığında, onun düzeyine erişmeyi başaramadığımızda, kültürün bizi ittiği olgunlaşmamışlık vardır. Her "üstün" biçim bizi çocuklaştırır. Maskesinden usanan insan, yalnızca kendi kullanmak üzere bir alt-kültür oluşturur gizlice. İtiraf edilmemiş tutkuların, ergenleşmemiş efsanelerin, kültürün üstün değerler dünyasının işe yaramaz artıklarından oluşan bir dünyadır bu. İşte ancak böylesi bir dünyada yüz kızartıcı belli bir şiir, tehlikeli belli bir güzellik doğar... Pornografi'nin yanı başına gelmedik mi? pornografi- witold gombrowicz
... "Tel örgüleri ona bakarak geçip yıkıntılar arasına giriyorum en sonunda. Ve aralığın şanlı ışığı altında, tamı tamına bulmaya geldiğimi ve zamana ve dünyaya karşın, bu ıssız doğada bana, gerçekten yalnızca bana sunulmuş olanı buldum, yaşamda yalnız bir iki kez olabilirdi böylesi, bundan sonra da insan isteğine kavuştuğunu düşünebilirdi. Her yanına zeytinler saçılmış pazaryerinden, aşağıda köy görünüyordu. Hiçbir gürültü gelmiyordu buradan; duru havada hafif dumanlar yükselmekteydi. Deniz de susuyordu, kıvılcımlar saçan, soğuk bir ışığın kesintisiz akışı altında soluğu kesilmişti sanki. Günün kırılgan şanını Chenoua'dan gelen bir horoz sesi kutsuyordu yalnızca. Yıkıntıların bulunduğu yanda, gözün uzanabildiğince uzaklarda, billursu havanın saydamlığında yalnızca çiçek bozuğu taşlar ve pelinler, ağaçlar ve kusursuz sütunlar görünüyordu. Öyle görünüyordu ki, hesaplanması olanaksız bir an için sabah donmuş, güneş durmuştu. Bu ışık ve sessizlik içinde, azgınlık ve gece ...
varoluşumuzdaki çelişkileri düşünürsek ve iylikle kötülüğün insan yapısı olduğunu kendinden öncesini bilmeyen ademin durumu yargılanamaz. her yapım aslında bir yıkımı işaret ediyorsa herşeyin doğası gereği zıttını barındırdığını yadsımak olmaz.bazılarımız istemlerini dış kanallardan edinirken bazılarımız kendi istencinden alır. herşeyin, dinin, ahlakın imalat usülü olduğunu dünyada ahlaksızlık kriterini ne belirleyebilir, yada kim. benden başka bir insanın tutkusuna kaldığı sürece ne derece güvenilir. onun doğrusu bana uymadığında hangimizinki gerçektir. mutlu olmak isteriz bunun için çabalarız ama asıl olan mutsuzluğun içimizdeki şeklidir, onun için mutlu anlar çabuk unutulur. derim ben...
YanıtlaSilbiraz daha öncesine gitmelisin Y., yani buradaki cümle de adem ve havvayı ele aldığına göre daha öncesine gitmeyi dene... İyilik ve kötülük tanımlarını biz yapıyoruz, bir takım ahlaki yargılarımızla var ediyoruz iyiyi ve kötüyü... Tanımlamaları insanlar yapıyor öyle olduğu için değil, var ettikleri için öyle...
YanıtlaSil