Kayıtlar

"Çünkü bazen, yaşamı taçlandırdığını ve haklı gösterdiğini düşündüğümüz o bahçeler dolusu çiçekleri bize yollayan sadece kupkuru bir topraktır." Doris Lessing / Siyah Madonna

karakter analizi / William reich alıntı / mazoşist karakter bölümünden

Kışkırtma ne anlama geliyordu? Bu onun sevgi isteme biçimiydi; bütün mazoşist karakterlere özgü olan biçim. İçindeki gerginliği ve kaygıyı hafifletmek için sevildiğine dair kanıtlar görmek istiyordu. Talihsiz mastürbasyon tarzı gerginliğini arttırdığı ölçüde sevgi isteğini güçlendiriyordu. "Bataklığa saplanmışlık hissi" ne kadar yoğunlaşırsa mazoşist tavrı o kadar belirginleşiyor, yani her türlü çareye başvurarak karşılanmasını sağlamaya çalıştığı sevgi talebi o kadar güçleniyordu. Ama sevgi niçin bu dolaylı, örtük biçimde talep ediliyordu? Bağlılığına ilişkin her yoruma niçin bu kadar şiddetli karşı koyu yordu? Yakınmaları niçin son bulmuyordu? Anlam bakımından yakınmaları, mazoşizminin ortaya çıkışına uygun düşen şu katmanlaştırmayı gösteriyordu: "Bak, ne kadar berbat durumdayım, sev beni!"; "Beni yeteri kadar sevmiyorsun, bana karşı kötüsün!"; "Beni sevmek zorundasın, sevgini zorla koparacağım. Beni sevmezsen seni kızdıracağım!". Mazoşist ...

karakter analizi /William reich - alıntı

Alıntı: " Uygar insanın elinde dış dünyanın gerçek tehlikelerine karşı korunmayı sağlayacak bir dolu araç, yani her türlü sosyal kurum vardır. Ayrıca, çok gelişmiş bir organizma olarak kaçmak veya mücadele etmek için kas sistemine, tehlikeleri öngörmek ve kaçınmak için zekaya sahiptir. İster içinde duyduğu rahatsızlık, ister içgüdü sistemine yönelik dıştan gelen tahrikler sonucu olsun, dürtülerden gelen bir tehlike, yani içten kaynaklanan bir kaygı durumu olduğunda karakterin korunma mekanizmaları tipik biçimde işlemeye başlar. O zaman karakterin görevi, deşarj yolu bulamayan dürtülerin enerjisinin yarattığı güncel kaygıyı (birikim kaygısını) yenmektir. Karakterin bastırmayla ilişkisi şu süreçte görülebilir: Dürtülerin taleplerini bastırma gerekliliği karakter oluşumunu başlatır ama diğer taraftan bir kez oluşan karakter artık bastırma zahmetine girmez, sıradan bastırmalarda serbest dolaşan dürtü enerjileri karakter formasyonları içinde tüketilir. Bu bakımdan, bir karak...

Albert Camus / Yaz kitabından...

... "Tel örgüleri ona bakarak geçip yıkıntılar arasına giriyorum en sonunda. Ve aralığın şanlı ışığı altında, tamı tamına bulmaya geldiğimi ve zamana ve dünyaya karşın, bu ıssız doğada bana, gerçekten yalnızca bana sunulmuş olanı buldum, yaşamda yalnız bir iki kez olabilirdi böylesi, bundan sonra da insan isteğine kavuştuğunu düşünebilirdi. Her yanına zeytinler saçılmış pazaryerinden, aşağıda köy görünüyordu. Hiçbir gürültü gelmiyordu buradan; duru havada hafif dumanlar yükselmekteydi. Deniz de susuyordu, kıvılcımlar saçan, soğuk bir ışığın kesintisiz akışı altında soluğu kesilmişti sanki. Günün kırılgan şanını Chenoua'dan gelen bir horoz sesi kutsuyordu yalnızca. Yıkıntıların bulunduğu yanda, gözün uzanabildiğince uzaklarda, billursu havanın saydamlığında yalnızca çiçek bozuğu taşlar ve pelinler, ağaçlar ve kusursuz sütunlar görünüyordu. Öyle görünüyordu ki, hesaplanması olanaksız bir an için sabah donmuş, güneş durmuştu. Bu ışık ve sessizlik içinde, azgınlık ve gece ...

kuşatılmış toplum zymunt bauman / alıntı

kuşatılmış toplum -zygmunt bauman - alıntı ya da Hareketi durdurmamaya çabalayan yaseye methiyeler "Sonuç olarak "daha iyi bir geleceğin" ütopik modeli artık söz konusu değildir. İki sebepten ötürü yetersizdir. İlki sabitliği nedeniyledir. Çağdaşlarımızın aklından geçen o "daha iyi" şey ne olursa olsun, sonsuza dek sürecek "ilk ve son" şey olamaz. Nitekim mutluluk tahayyüllerini coğrafi olarak tanımlı, yer değiştirmesi imkânsız bir kentin yerleşik nüfusuyla ilişkilendiren ütopyacı modeller, tam da bu tarz bir "iyi gelecek" kavramı sunmaktadırlar. İkincisi, artık demode olmuş ütopyalar, mutlu yaşamın sırrını (bütün olarak toplumun geneline uygulanan ve beraberinde "istikrarlı, sabit" bir yaşam düzeni kuran) toplumsal reformlarda bulma eğiliminde olduklarından bir heyecan yaratamamaktadırlar. Gelecek ileri adımlara son verecek bir ilerleme önermektedirler. Bu belki devasa bir adımdır fakat arkasından ölü bir hareketsizlik gelecektir....
Rüyama düşen suyun çınladığını duyuyorum. Sözler su gibi düşüyor ben düşüyorum. Resmediyorum gözlerimde gözlerimin şeklini, yüzüyorum kendi sularımda, söylüyorum kendime sessizliklerimi. Bütün gece belkiyorum ki dilim beni biçimlendirebilsin. Ve düşünüyorum bana gelen rüzgârı, bende kalan rüzgârı. Bütün gece yürüdüm tanımadığım yağmurun altında. Bana öyle bir sessizlik verdiler ki görme biçimleriyle dolu (sen diyorsun bunu). Ve koşuyorsun tesellisiz rüzgârdaki tek kuşmuşsun gibi.¹ . . Alejandra Pizarnik, La figlia dell'insonnia 1 Pizarnik A., La figlia dell'insonnia (Uykusuzluğun Kızı), çev. C. Cinti, Crocetti, Milano 2004. (Bekleyiş ve Umut, Eugenio Borgna kitabından)

aşk ve irade / rollo may

"Dünyayı anlık, kendiliğınden bir bütünlük olarak sever ve isteriz, irademizi dünyada gösteririz, kararımızla, emrimizle, seçimimizle onu yaratırız; onu aşkla severiz, ona şefkat gösteririz, enerji veririz, onu şekillendirdikçe ve değiştirdikçe ona bizi sevme ve değiştirme gücü kazandırırız. Kişinin dünyasıyla tam olarak ilişkide olması budur. Onu sevmemizden veya istememizden önce dünya yoktu demiyorum; bu soru yalnızca varsayımlara dayanarak yanıtlanır ve yaradılıştan gerçekçi bir Orta-Batı Amerikalı olarak, var olduğunu varsayıyorum. Fakat onun üzerinde herhangi bir etkim olmadığından benim için hiçbir gerçekliği, benimle hiçbir ilişkisi yoktur; bir rüyada gibi, hayal meyal, geçerli bir temas olmaksızın hareket ederim. Kişi bunu aklından çıkarabilir -metroyla giderken New Yorkluların yaptığı gibi- veya onu görmeyi, yaratmayı seçebilir. Bu anlamda, Cézanne'ın sanatına veya Chartres Katedra- li'ne bizi harekete geçirme gücü veririz. En azından şimdilik geri dönm...