'edmond about'un romanı the king of the mountains (1857) için gustave dore'nin yaptığı gravürler, gecenin düşlerini hatırlarken alınan zevkin güzel bir örneğidir. bir ingiliz hanım ve güzel kızıyla birlikte yunanlı eşkıyalar tarafından kaçırılan baş kahraman, genç kızla birlikte -fakat yanında annesi olmaksızın!- kaçıp kurtulma hayallerini anlatarak vakit geçirir.'

Düş söylemleri - Pierre Sorlin


Okuma üzerine - Marcel Proust // alıntı 2

Author: Yasemin Şahin /


"…okuma bir dostluk biçimidir. Ama en azından dostluğun samimi bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. Dahası o, öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur. Biz yaşayanlar, henüz göreve başlamamış ölülerden başka bir şey olmadığımız için bütün bu nezaket, bir evin holünde giriştiğimiz bütün o selamlaşmalar ki adına saygı, minnet ya da bağlılık deriz ve içine onca sahtekarlık karıştırırız, bunların tümü bezdirici ve kısırdır. Dahası ilk yakınlık duygusu, hayranlık, tanışma ilişkilerinden sonra ağzımızdan çıkan ilk sözcükler, yazdığımız ilk mektuplar, sonraki dostluklarımızda kurtulacağımız bir alışkanlık ağının, tam bir varoluş biçiminin ilk ipliklerini etrafımızda örer; söylemeye gerek bile yok, bu süre içinde dile getirdiğimiz aşırı laflar ödememiz gereken vaat mektupları olarak kalır ve karşı çıkılmalarına izin verdiğimiz için bütün yaşamımız boyunca acı vererek bize daha pahalıya mal olur. Okumada, dostluk aniden başlangıçtaki saflığına kavuşur. Kitaplarda sahte sevimlilik yoktur. Geceyi bu dostlarla geçiriyorsak, bu, gerçekten istediğimiz içindir. En azından kitaplar söz konusu olduğunda dostlarımızı genellikle üzülerek terk ederiz. Ve onları bir kere terk ettiğimizde, “Bizim hakkımızda ne düşündüler?”, “Densizlik etmedik ya?”, “Bizden hoşlandılar mı?” türünde dostluğu bozan bu düşüncelerden hiçbiri olmadığı gibi, başka biri yüzünden unutulmuş olma korkusu da yoktur. Bütün bu dostluk endişeleri, okuma denen bu katışıksız ve dingin dostluğun eşiğinde son nefeslerini verir. Saygı da gereksizdir; Moliere’n söylediğine tam tuhaf bulduğumuz ölçüde güleriz; bizi sıktığında, sıkılmış görülmekten korkmayız ve onunla birlikte olmakta gına geldiğinde ne dehası ne de ünü onu aniden yerine koymaktan bizi alıkoyamaz. Bu katışıksız dostluğun atmosferi, sözden daha katışıksız olan sessizliktir. Çünkü başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız."
proust - okuma üzerine

Okuma Üzerine - Marcel Proust / alıntı

Author: Yasemin Şahin /




fotoğraf : yasemin şahin

"… bir kitap güçlü bir bireyselliğin aynası olmadığında bile, zihnin tuhaf hatalarının aynasıdır. 

….Kitap zevki zeka ile birlikte artıyorsa, görüldüğü gibi, bu zevkin tehlikeleri de zekayla birlikte azalır. Özgün zeka, okumayı kendi kişisel işleyişine bağlı kılmayı bilir. Okuma, onun için eğlencelerin en soylusundan, özellikle en soylulaştırıcısından başka bir şey değildir, çünkü sadece okuma ve bilme yoluyla zihin “en görgülü hali”ne kavuşur. Duyarlılığımızın ve zekamızın gücünü ancak kendi içimizde, ruhsal yaşamımızın derinliklerinde geliştirebiliriz. Ama bizim zihinlerimizin “görgüsünün” eğitilişi öteki okumuş zihinlerle ilişki içinde olur. "
proust - okuma üzerine

Başlangıçta Kadın Vardı - Luce Irigaray // alıntı 2

Author: Yasemin Şahin /

"Bir ilişki her kim tarafından uyarlanırsa uyarlansın, asla sadece birinin kendine ait değildir. İlişki bir ve öteki arasında gerçekleşir, iki aracılığıyla üretilir ve sürdürülür. Bu iki arasındaki, bir ve öteki arasındaki farklılığın açılımında yer alır ancak, ikiden doğduğu için ne birine ne de ötekine özgü değildir. Belki de bu ilişki, herhangi muhtemel bir uygunluğun dışında, onu yok etmeden uygunlaştırmanın mümkün olmadığı, varoluşun başka bir tarzda cevhere dönüştüğü biricik yerdir."



Başlangıçta Kadın Vardı / Luce Irigaray // alıntı

Author: Yasemin Şahin /





'İnsanlar olarak özgürlüğümüzü nasıl koruyabilir ve geliştirebiliriz? Bu basitçe sırf aynı insanlığa ait olan bireyler olarak değil, tamamen aramızdakini geliştirerek olur. Aynı insanlığa ait olduğumuz durumda, aramızdaki, zaten insanlar tarafından belirlenmiştir ve hâlâ bizim tarafımızdan geliştirilebilecek şekilde özgür kalamaz. Aksine, aramızdakini, her an, karşılaştığımız kişiyle ilişki içinde, bu karşılamadan doğan enerjiyle geliştirmeliyizdir. Şüphesiz böylesi bir jestle başarılması gereken kritik mesele, kadın ve erkek arasındaki çekimi arzuya dönüştürmektir. Arzudan yola çıkarak çok fazla şey yapabiliriz ve hepsinden önce, iki farklı varlık arasındaki ilişkiyi daima koruyarak, yalnız ve birlikte insanlara dönüşebiliriz. 

İki olduğumuz için ve iki olmayı sürdürelim diye, iki arasındaki, bir topluluk içerisinde kaynaşmasın diye, olumsuzluk için zorunlu saygı hususu üzerinde durmak zorundayım. Ayrıca şunu da vurgulamak isterim ki yalnızca sanatın genel bir uygulaması aramızdakini sürdürebilir ve geliştirebilir. İhtiyaçlarımızın arzuya dönüştürülmesi, jestlerimizle, kelimelerimizle, ötekiyle/ötekilerle, dünyayla her türlü ilişki kurma biçimimizde sanatın aracılık etmesini gerektirir. Artık mesele sanatı felsefeye boyun eğdirmek ya da eğdirmemek meselesi değildir. Fakat felsefeyi, felsefenin başka bir aşamasına ulaştırmak, insanlığı kendine daha uygun, ilişki içindeki varlıklar tarafından şekillenen bir felsefeye teşvik etmek adına enerjimizi devamlı bir sanatsal süreç üzerinden dönüştürmeye başlamalıyız. Sanat sadece bazı sanatçılara uygun, lüzumsuz bir iş değildir. Sanat doğadan kültüre, içgüdülerin tatmininden arzunun paylaşımına geçiş için, aramızdakinin geliştirilmesi ve korunması için, herkes tarafından kabul edilen temel günlük bir anlaşma olmalıdır. Sanat, güya diğer alemlerden daha yüce olan varlıklar tarafından değil, ilişkideki varlıklar tarafından şekillendirildiği haliyle, insanlık kültürüne girmek için ahlaktan daha kritiktir. 

Aramızdakinin, insanlığın çekirdeğine ait olan bir veçhesi olarak ele alındığının farkına varacak olursak, felsefe ve inancın da aslında ayrılamaz olduklarını keşfedeceğiz. O halde bizden istenen, insan gelişiminin yeni bir aşamasına, sanatın, felsefenin ve dinin, Batılılar olarak bildiğimizden farklı, başka bir anlamla donatıldığı ve farklı bir şekilde uygulandığı yeni bir çağa adım atmamızdır.'


Başlangıçta Kadın Vardı / Luce Irigaray

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
gazeteler gazeteler