cumartesi

Author: Yasemin Şahin /

pazar da cumartesi günüdür.


yaşamak, o zaman, kendi yıkımımıza koşmak mıdır?

Author: Yasemin Şahin /

Yumuşacıklığı uzayan kimi geceler, evet, onların bizden sonra da karaya ve denize geleceklerini bilmek ölmeyi kolaylaştırır. Her zaman sürülmüş, her zaman el değmemiş, büyük deniz, geceyle dinim! Bizi yıkar, verimsiz izlerinde doyurur, bizi kurtarır ve ayakta tutar. Her dalgada, bir vaat, hep aynı. Dalga ne söyler? Yerimi kimseler bilmeden, soğuk dağlar arasında, yakınlarımca yadsınmış, gücümün sonuna gelmiş durumda ölmem gerekseydi, deniz son anda, hücremi doldurur, beni kendi kendimin üstünde tutar, kinsiz ölmeme yardım ederdi.

Gece yarısı kıyıda yalnız başımayım. Biraz daha bekleyip gideceğim. Göğün kendisi de kazaya uğramış, tüm yıldızlarıyla birlikte, şu saatte, tüm dünyada, ateşler içinde, limanların karanlık sularını aydınlatan şu şilepler gibi. Uzam ve sessizlik yüreğin üstüne tüm ağırlığıyla çöküyor. Birden bastıran bir aşk, bir büyük yapıt, belirleyici bir edim, dönüştüren bir düşünce, kimi anlarda aynı katlanılmaz sıkıntıyı verir, karşı konulmaz bir çekimle bilikte. Güzelim var olma bunalımı, adını bilmediğimiz bir tehlikenin çok hoş bir yakınlığı, yaşamak, o zaman, kendi yıkımımıza koşmak mıdır? Yeniden, durup dinlenmeden, yıkımımıza koşalım.







Hep açık denizde, tehlike içinde, krallara yaraşır bir mutluluğun göbeğinde yaşıyormuşum gibi gelmiştir bana.

-1953-
Albert Camus
/ Yaz

Godspeed You! Black Emperor - East Hastings

Author: Yasemin Şahin /

cemal süreya - göçebe

Author: Yasemin Şahin /



sen sık sık gülen gülerkende
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk özenle
yabana mı atıyorum yani seni
yabana mı atıyorum saat altı buçukları
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmaran süt istiyor kefeninde
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kamber
ay kana kana batıyor

ay kana kana batıyor
eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
patronun karısını zimmetine geçirip
amasya'dan kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
alevilikten konuşuyoruz uzun süre
yanımdaki hep bir gazetede marilyn monroe'nun resimlerine bakıyor
mariyln monroe öldü diyorum ona
ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
şimdiyse cennette nietzsche'nin metresi olması gerekir
bunları diyorum daha ne varsa diyorum
işte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
işte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
belki de bir günler bunun için aydın'da bulunduğumu
zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu
işte eflatun kakalı çocuklar olduğunu kütahya'da
ankara'da dokunak yozgat'ta becerik olduğunu
van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
istanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik
acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi
bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
sinirli bir elin uysal bir bardağa
çok yukardan döktüğü bir içki gelir
sonsuz ve olağanüstü bir bira
köpüklene köpüklene biçimlendirir
soyunarak ağlayan bir kadını
acı bilincinde sonrasızlığın
ama bırakalım bırakalım bunları
yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla
ve faytoncular görüyorum
yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

kars'tayım bu ne biçim kars bir kenarda
pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde
kars kalesi yükseliyor
gökyüzünü ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde
hırpalayan bu kale de olmasa
n'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası

bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar

arkada bir su devrile devrile akıyor
rastgele bir ağaca soruyorum
bir şey var sanki onu soruyorum
değil orda diyor belki biraz daha ilerde
tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
ataerkil bir aile gözümü alıyor

dedelerin yüzlerinde erozyon
silip götürmüş bütün evetleri

annelerinse ağızlarında hiyeroglif
babalarınsa ağustoslar atasözleri

amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

ablalarınsa boyunları soru işareti
ağabeylerse utançlarından emrah

sıralanmışlar su boylarına
bıçakla soyuyorlar kelimeleri

ya suya giden küçük kızlar
onlar
tıpkı o kuşlar gibi
uçan daha bir süre
sonra da vurulduktan

bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur anadolu şiiri

ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
şu son dönemecini de aşınca gecenin
doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir
bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden
ve balyozla vursalar mısralarına
soylu bir demir sesi yükselir
soylu büyük ve mavi bir demir sesi

ellerim gece yatısına çağrılmış
ve
telaşsız görünmeye çalışan bir kafka gibi

yüzüm giyotine abone


Düşünceni söylemeye daima hazır ol, alçak kişi senden sakınacaktır.

...

Kendisini aldatmana göz yuman seni tanıyordur.

...

Yeterli olanın fazlasını bilmedikçe, neyin yeteceğini asla bilemezsin.

...

Başkaları budala olmasaydı, biz budala olurduk.

...

Hapishaneler yasanın taşlarıyla inşa edilir, Kerhaneler dinin tuğlalarıyla.

...

Havayı parselleyen her kuşun, beş duyunuz içinde hapsedilmiş, Engin bir haz dünyası olduğunu nasıl bilmezsiniz?

...

William Blake / Cennet ve Cehennemin Evliliği

Dikkat: Tüm zamanların en iyi icadı!

Author: Yasemin Şahin /

gergedan

Author: Yasemin Şahin /

Man Ray: A man in love with a woman from a different era. I see a photograph!
Luis Buñuel: I see a film!
Gil: I see insurmountable problem!
Salvador Dalí: I see rhinoceros!



In 1956, Salvador Dalí created a sculpture entitled Rinoceronte vestido con puntillas (Rhinoceros dressed in lace). He was inspired by a woodcut created by Albrecht Dürer in 1515, popularly known as Dürer’s Rhinoceros. Starting in the 50s, Dali painted several of his subjects as composed of rhinoceros horns. According to Dalí, the rhinoceros horn signifies divine geometry because it grows in a logarithmic spiral. He also linked the rhinoceros to themes of chastity and to the Virgin Mary: “The rhino horn is indeed the legendary unicorn horn, symbol of chastity. The young lady may choose to lie on it or to morally play with it; as it was usual in courtesan love epochs”.

ayna, persona ve rene magritte

Author: Yasemin Şahin /

‎" Kim suya bakarsa, önce kendi yüzünü görecektir. Kendine giden her kimse kendisiyle yüzleşmeyi göze alacaktır. Ayna , pohpohlamaz, samimiyetle ona bakanı gösterir; yani dünyaya asla göstermediğimiz çünkü persona'yla kapladığımız yüzümüzü, bir aktörün maskesini. Ancak ayna, maskenin ardına geçer ve gerçek yüzümüzü gösterir. "

Ingmar Bergman / Persona 1966




Rene Magritte


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
gazeteler gazeteler