gibi

Author: Yasemin Şahin /

yamacımı kaybettim
uçurum gibi içim...


Sen ne yaparsın, Tanrı, ben ölünce?

Author: Yasemin Şahin /

İşçileriz Biz

İşçileriz biz; çırak, kalfa, usta, her çalışan;
Kurarız seni, ulu katedral, beraber.
Ağır başlı bir yolcu gelir bazen.
Geçer pırıltı gibi ruhlarımızdan,
Gösterir bize titreyerek yeni bir hüner.
Sallanan iskeleye tırmanırız,
Sarkar çekiçler ağır, ellerimizden
Ta ki bir saatle öpülür alınlarımız,
Parlak bir saat, her şeyi bilen; anlarız,
Senden gelir, yel eser gibi denizden
Derken nice bin çekiçten bir gürültü ağar,
Öter vuruş üstüne vuruş dağlarda bütün.
Salarız seni, ancak kararınca gün:
Ve belirli çevre çizgilerin doğar.
Tanrı, büyüksün
Sen ne yaparsın, Tanrı, ben ölünce?
Testin olan ben kırılıp dökülünce?



(R.M. Rilke)


 Yedinci Mühür’ün temelini oluşturan Rilke şiiridir.

Haydarpaşa da sıcağı sevmemiş...

Author: Yasemin Şahin /

Kaldırımtaşı Kolektifi en son dün gece cebine Düşünkara atmış geliyordu Ankara'dan İstanbul'a.. 
Haydarpaşa da sıcağı sevmemiş bir parça Ankara istemişti zaten......




fotoğraf: Mesut varlık









Denizde balık kokusuyla 

Döşemelerde tahtakurularıyla gelir 
Haydarpaşa garında bahar 
Sepetler ve heybeler 
merdivenlerden inip 
merdivenlerden çıkıp 
merdivenlerde duruyorlar.

Nazım Hikmet

misiniz?

Author: Yasemin Şahin /

 Sizin yanınızda kalan 
 sadece  
 siz misiniz?



Hayata en büyük ahkam onu cümleye dökmek, ona en büyük tokat da bir cümleye asla sığmamak olsa gerek.

La Haine

Author: Yasemin Şahin /


La haine (1995)


‎Bu elli katlı bir binadan düşen adamın öyküsüdür. Adam düşerken kendini rahatlamak için sürekli şöyle demektir. Buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda... Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.

Samuel Beckett (alıntı)

Author: Yasemin Şahin /

"Çektiğim acılar varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır. Sadece düşünmek var etmez insanı; duygularını, ruhunu ve hatta zekasının geliştiren asıl öğreticiler acılardır. O halde varım çünkü acı çekiyorum.Doğduğum günden beri anlatmak istediklerim var ve elbette asla anlatmayacaklarım ve anlatıyor gibi yapıp asla anlatmadıklarım. Önce akciğerlere değen oksijenin yakıcılığıyla başladı ilk acılar, sonra dünyanın anlamsızlığını düşünüp duran beynimin kıvrımlarındaki patlamaların elektrik çarpmalarıyla.Doğduğumu anımsıyorum, ölümü ise düpedüz hatırlıyorum. Bir insan doğduğunda gözyaşları dökülür sevinçten. Bir insan öldüğünde gözyaşları dökülür, üzüntüden. Yani hayat boyunca değişmeyen tek şey gözyaşlarıdır ve yeryüzünde gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde de, bir başkasının gözyaşları diner. Biri doğarken başka birinin de öldüğü gibi. Geriye kalan sadece gözyaşları ve hiçtir. Ve arada ağzımızda bir ömür dolandırıp durduğumuz onca laf, kağıtlara döktüğümüz onca kelime sadece bir tür duygu kalabalığıdır. Tutsaklığımızdan kurtulmaya çalışmanın beyhude uğraşlarıdır bunlar.Asla gerçekten bir şey anlatılamaz, ancak bir şeyin hayali anlatılabilir, kendisi değil. O yüzden anlatmaya değil, anlatmamaya bakarım. Anlatma derdinden çok anlatmamanın zevkine kurulurum. Ama yine de hiç susmam, eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir, her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile"


Samuel Beckett





çamur adam heykeli

Author: Yasemin Şahin /

Ruhları dışarıda kalanlar çamurlanıyorlar iyiden iyiye. Bir çamur adam heykeli dikmişler geçen güneşe, içerisinde elimizden gelen her şey vardı da kimse nasıl olduğunu anlatamadı yine.


Nadja - André Breton (alıntı)

Author: Yasemin Şahin /


Kimim ben? Pek yapmadığım bir şey ama bir atasözüne göndermede bulunabilirim: Gerçekten de, her şey, dönüp dolaşıp şuna varır: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. 

İtiraf etmeliyim ki bu ifade kafamı karıştırıyor, çünkü bazı varlıklarla aramda düşündüğümden de öte, daha özel, daha az kaçınılabilir, daha etkileyici, allak bullak edici ilişkiler oluşturmaya çalışıyor. 

Bu ifade söylemek istediğimden de fazlasını söylüyor, ben daha yaşarken bana bir hayalet rolü oynatıyor ve besbelli ki, neysem o olmam için, var olmaktan vazgeçmem gerektiğini ima ediyor. 

Bu anlamda, biraz daha aşırılıkla ele alındığında, varlığımın nesnel tezahürü olarak algıladığım şeylerin, az çok kesinleşmiş tezahürlerin, aslında, bu yaşamın sınırları içinde, hakiki alanını hiç mi hiç tanımadığım bir faaliyette cereyan ettiğini anlatmak istemektedir bana. Zamansal ve yersel kimi olasılıklara körü körüne boyun eğmesi ve dış görünüşü gibi ortak kabul gören bazı yanlarıyla "hayalet"e dair kafamdaki temsili imge, benim için, her şeyden önce, ebedi olabilecek bir iç sıkıntısının, bir acının sonlu imgesiyle eşdeğerdedir. 



Yaşantım bu tür bir imgeden başka bir şey olmayabilir ve bir şeyler keşfetmekte olduğum kuruntusu içindeyken, gerisin geri başladığım noktaya dönmeye, aslında çok iyi tanımış, bilmiş olmam gereken şeyi tanımaya çalışmaya, unutmuş olduklarımın küçük bir bölümünü öğrenmeye mahkum olabilirim. 

Bana dair bu bakış açısı, benim kendi içimdeki varlığımı önceden kabullendiği ölçüde bana yanlış geliyor; düşüncemin tamamlanmış, dolayısıyla zaman içinde oluşması için hiç bir neden olmayan bir şeklini, önceki bir düzleme keyfi olarak yerleştirdikçe, ve bu aynı zamanın içine, telafi edilemez bir kayıp, bir ceza ya da bir düşüş düşüncesini kattıkça, bu bakış bana yanlış geliyor, bunun ahlaki temelden yoksunluğu, bence, tartışma götürmez biçimde açıktır. Önemli olan şu ki, bu fani dünyada, kendi içimde yavaş yavaş keşfettiğim özel beceriler, bana özgü olmakla birlikte bana verilmiş olmayan genel bir beceriyi arayışımda beni asla avutmaz. 

Kendimde gördüğüm her türlü beğeninin, kendimde hissettiğim eğilimlerin ve yakınlıkların, maruz kaldığım cazibelerin, başımdan geçen ve yalnızca benim başıma gelen olayların ötesinde, kendimi yaparken seyrettiğim bir sürü hareketin, yalnızca ve yalnızca benim hissettiğim heyecanların ötesinde, diğer insanlar karşısında, beni onlardan ayıran şeyin nerden kaynaklandığını değilse de, neden ibaret olduğunu öğrenmeye çaba gösteriyorum. 

Bu dünyaya, tüm diğer insanlar arasında ne yapmaya geldiğimi, alınyazıma yanıt verebilecek, yalnızca bana özgü, ne men'em bir mesajın taşıyıcısı olduğumu gözler önüne serebilmem, bu farklılığın ne ölçüde bilincinde olduğuma bağlı değil midir? 


kısa

Author: Yasemin Şahin /

Bazen düşünüyorum da hayat gerçekten çok kısa.


tanrı

Author: Yasemin Şahin /

"evet, her şeyi ifade ettik; her şeyi kelimelere döktük. sonra sıkıldık; her şeyi görselle anlattık. ama bu esnada hepsini deneyimlemeyi es geçtik. bizler, tanrı gibiydik."


Burak Özkan




1- Tanrı(lar) işaret ettikleri hayatı yaşasaydı tanrı olmazlardı. 

2- Tanrı(lar) işaret ettikleri hayatı yaşayan bulamasaydı tanrı olamazlardı.




Yasemin Şahin



Çizim: Mert Gürkan









Gözünüze toz kaçtığında üfleyip tükürmeden çözüm bulacak bir kadın aramalısınız hayatınızda, bence Freud bazı temellendirmelerinde hata yapıyor. Anne ya üfleme off, dememizle kalıyoruz, her şey çok ani! Sevdiğini gözüne tükürdüğü için annesiyle ilişkilendirip sevecek biri varsa, vay hali(m)(n)ize...

bu bir reklamdır evet. ama güzel bir reklam.

Author: Yasemin Şahin /

- Ankara / Kitapkurdu Kafe'de film gösterimleri-


şimdi aşağıda da ayrıntılarını gördüğünüz gibi bir mekan var. bizim düşünkara film grubu orada toplanıp film izler sohbetini eder vs. gayet de sessiz olur akşamları çıt çıkmaz falan. 

biz birkaç arkadaş da böyle bir yer arıyoruz ankara'da yıllardır diyorsanız, -ki okuldayken sinema topluluğumuz az çekmemiştir mekan sıkıntısını bilirim.- bi gidin görüşün derim. 

ya da haber gönderin oraya buraya böyle bir şey var diye. ayrıca aynı kafenin güzel bir de fanzin arşivi var. varsa fanzininiz oraya bırakabilirsiniz. 

çok mu övdüm evet. napalım bir seneden fazladır biz film grubunun kahrını çekiyorlar, bizim yüzümüzden kafeye projeksiyon bile aldılar.. anladınız siz şimdi nereden çıktı bu reklam'ı bence...


Sartre - Bulantı (alıntı)

Author: Yasemin Şahin /

".....Seni ilk öptüğüm zamanı hatırlamazsın tabii."

Bir zafer kazanmış gibi, "Hatırlıyorum, çok iyi hatırlıyorum. Thames kıyısında, Kew Bahçeleri'ndeydi," diyorum.

"Ama hiçbir zaman bilmediğin bir şey varsa o da benim dikenler üzerine oturmuş olduğumdu; eteklerim sıyrılmıştı, bacaklarım delik deşik olmuştu, kıpırdasam daha fazla batıyordu. Orada Stoacılık para etmezdi işte. Bana dünyayı unutturmuş değildin, seni öpmek için büyük bir istek de duymuyordum, sana vereceğim öpücük daha çok önemliydi; bir anlaşma, bir bağlantı olacaktı bu. Duyduğum acı ne kadar kaba bir şeydi değil mi? Böyle bir anda bacaklarımı düşünemezdim. Duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu."

.............

"Doğru. nefretin ve, aşkın ve ölümün üzerimize, Kutsal Cuma'nın alev dilleri gibi indiğine inanıyordum. İnsanın nefretle ya da ölümle ışıyabileceğini sanıyordum. Nasıl yanılmışım. Evet, "nefretin" gerçekten var olduğuna, gelip insanlara eklendiğine, onları kendilerinin üzerine yücelttiğine gerçekten inanıyordum. Oysa, nefret edene benden başka, seven benden başka bir şey yok ortada. üstelik şu ben, hep aynı şey; uzayan, bir türlü sona ermeyen bir hamur parçası....Kendine öyle benziyor ki, insanların nasıl olup adlar yarattıklarına, ayrımlar gözettiklerine şaşmamak elden gelmiyor."

Benim gibi düşünüyor. Ondan sanki hiç ayrılmamışım.

"Dinle beni," diyorum." Deminden beri bir şey düşünüyorum ..... Şu anlattıklarının hepsini, ben sana başka sözcüklerle anlatmak için gelmiştim. Doğru bu. Varış noktasında buluştuk. Bundan ne kadar hoşlandığımı anlatamam."

Tatlı ve inatçı bir halle, "Ya, demek öyle?" diyor. "Değişmemiş olman daha hoşuma gidecekti. Bu daha uygun olurdu. senin gibi değilim ben. Bir başkasının benimle aynı şeyleri düşündüğünü görmek hoşuma gitmez. Aldanıyorsun sanırım."



Sartre - Bulantı
sy 204

bir girdap hissi.
bir mide sancısı başlangıcı

Israrlı nefes
Kaybolma dürtüsü
Asıl bu iç sestir yüzyılın konuşması

Bu yeni başlayan ağrının ilk dakikaları mı daha acı, son dakikaları mı?”

"İnsan masalla yaşamadan edemez ki Haluk. Masallar değişir arada. Biraz değişir hem, çok değil."

Bilge Karasu 
6ay1güz

Marquis de Sade

Author: Yasemin Şahin /

Bir Picpus ziyareti sırasında yatakta oynaşırlarken, Sensible'in "Sen bir canavar m ısın?" sorusuna şöyle cevap veriyor Marquis: "Benim bebekleri parçaladığım ve onların kanlarıyla gençleştiğim, La Coste şatomun hendeklerinin ağzına kadar cesetlerle dolu olduğu söylendi... Beni böyle dedikodular yüzünden Bastille'e kapattılar." Sensible üsteler: "Soruma cevap vermedin." Sade, daha fazla oyalamaz akıllı metresini ve "Canavarlıklar, diyorsun. Belki... Nasıl bilinebilir?" der. "Bir bakıma buna benzer canavarlıklar yaptım, evet; bunları dünyadaki herkesten daha fazla tasarladım ve onları silinmez olmasını umduğum bir mürekkeple yazdım... Biliyor musun sevgili Sensible, elinde bir kalem varsa olağanüstü şeyler yaşayabiliyorsun."


"zombi dünyadaki dünyada olmayan en güzel şey"
s.z.g.h.z.k.d.a. *












* sinema zombilerle güzel, hayat zombilersiz kötü diyen adam

öhm. Düşünkara...

Author: Yasemin Şahin /

Yayın grafiği dersi yüksek lisans tezi için çalışma yapan bir öğrenci arkadaştan gelen sorular ve cevabımız:


ADI:  Düşünkara

NEDİR:  Fanzin 

NE ZAMANDIR:  Şubat 2008

KAÇ SAYIDIR:   14 ve arada 8'den sonra Fellini'ye saygı niteliğinde 8½ var

KİMDİR BUNLAR: Hacettepe ünv merkezli çıkmaya başladı, şimdi ünv / şehir tanımadan pek çok kişi katkıda bulunuyor.  

KORKUYOR MUYUZ: Evet, fanzinlerin artık "sadece" internette yayınlanmasından korkuyoruz. Bu sadece fanzin değil, kitaplar için de geçerli. 

KİMİN İÇİN VAR: Koskoca bir fanzinde sadece tek bir cümleyi sevmiş olan ve sadece o bir cümle için bu fanzin güzeldi diyebilecekler ve bir sonraki sayıyı bekleyecekler için var. 

NERELERDE VAR:  Ankara'da kafe ve kitapevlerinde. Diğer şehirlerde distro kurmaya çalışıyoruz 13 sayıdır süreğen bir dağıtım noktası yok gördüğünüz gibi. Şehirler sürekli değişiyor. Yakında Eskişehir'de olacak ama o kesin.

NEDEN VAR: Neden var olduğunu düşünmeden var. Ve bu düşünmemişlik çok fazla şey düşünmeyi getiriyor. Bir tek amacımız olsaydı sadece onu düşünürdük, bizim amaçsızlığımız fanzinleşmemize gebe. Bu daha verimli kılıyor bizi ya da işimize geliyor, daha rahat hareket alanı sağlıyor, amaçsız olmak özgürleştiriyor da diyebiliriz ama demedik. Dedik mi?



İMTİYAZ SAHİBİ: yok

EDİTÖR: (toplayıcı bence:) Yasemin Şahin

kimse

Author: Yasemin Şahin /

"kimse nüfus cüzdanındaki fotografı kadar çirkin, facebook'daki profil fotoğrafı kadar güzel değildir.."


bir fanzinci atasözü...

kara kutu

Author: Yasemin Şahin /

düşüncelerinizi cebinize koyun, havada benimkilere çarpıyorlar ve kazaya neden oluyorlar sinir oluyorum. kara kutuya gitmek hepsinden daha korkunç şimdilerde. lütfen çekin şunları tepemden, ben geçeceğim!

"geceyi yırttım, şafaktı."  
siya siyabend

Düşünkara Fanzin 14. sayı yayında!

Author: Yasemin Şahin /


Düşünkara Fanzin 14. sayı  biraz gecikti, ama siz de çok alışmıştınız düzenli olarak çıkmasına, bunu kırmak gerekliydi...  

Bu sayıda:

"İşin Sırrı Olin'de İki Kere Rafine" yazısı ile Marmara tuzla buz olmuş kendiliğini,  bir gerçek düşün içinde anlattı....

"Bir Filozofla Küçük bir Hasbıhal" eden Mustafa Özkan, bir gün evimizin kapısını açtığımızda karşımıza çıkabilecek en dinlenesi misafirle sohbet etti.

"Mahalle" yazısıyla Kağıttan gemi, bir mahalle kadar kalabalık düşüncelerini tüm mahalle sakinleri pencerelerini sonuna dek açıp dinleyinceye kadar anlattı...

Levent Tok, darmadağınık ruhları anlattı.

"Zibidi Zindanları"nda Mehmet Çalışkan, yine çok farklı ögeleri kullanarak öykü yazdı. Yavru filler, sinekler, matkap sesleri ve zindanlar...

Shigella, rüyasına aldığı karanlığı anlattı. Yazıyı okurken fonda, Coldplay - Fix You çalıyor, o kesin..

İmge, Adam yazısı ile Edip Cansever'in şiirini ritmledi. Anlattığı masa, sonsuz ağırlığıyla bir tek bu kelimelerden şikayet etmiyordu.

"Aşık Serseriler, Tezler ve Bezler" ile Raindog, Godard'ın A Bout of Souffle filminden yola çıkıp, kadınlar hakkında tezler üretti, aşkı kadınlar üzerinden yorumladı, sonra da eline bir bez alıp temizledi.

 Nursevinç Karakuş, "Tanrı, Çocuk, Aşk ve Dünya üzerine" yazısıyla tüm bunların hepsinin deviniminden bahsetti.

Mehmet Atakan Foça, "altı temmuz gecesi'ne" anlamlı bir mesaj gönderdi.

"Alacakaranlık" yazısıyla Sert Sessiz, seviliyor olmanın getirdiği özgüvenden bahsetti. Sevgisizliği hiç tanımayanın bunu fark ettiği noktada geri dönüş yoktu.

"Kitaplık" yazısı ile bir nesne olmakla insan olmak arasında gidip gelen ve bu yolla varoluşmaya çalışan c.u....

"X = 1 - Ankara" şiiriyle Kerim Akbaş... Cemreler, isyanlar, güvercinler, şehirler vardı...

"Kahveyi Anımsatan Islak Battaniye" ile üstünü örttü tüm kelimelerin ve öyküye dönüştürdü Yasemin Şahin.

Likyalı Markus, taze et gibi bir günle başladı, bizi saçaklarımıza ayırıp uyuttu..

"Bulantı" ile Siyah Ojeli Mesnevi, bir masal, halüsinasyon, tozlu kitaplar ve aşktan söz etti. Hepsi var'dı.

"Sonsuz Merdiven" yazısıyla Yağmur Güncesi, Christopher Nolan'ın son filmi Inception'ı  ve gece yanıbaşında yürüyen insanların onun zihnindeki merdivenleri çıkan birer "kendine yabancılar" olduğunu ve neticede hepsinin Aragon'un şiirindeki "Yalnız İnsan"lar olduklarını anlattı. 

Onur Güler "Tijesa" ise 7. sanata göndermelerle şiirimsi düz yazısını paylaştı. "Neydi Derecesi?"...

Çizitema konumuz "Uyku" idi. Çizimleriyle Ody Saban, Mert Gürkan, Cemal Keleşoğlu, Adım İzleri ve Onur Güler "Tijesa" katkıda bulundular. Bir sonraki sayının çizitema konusu "Sokak", çizim, karikatür, kolaj vs göndermek isteyenler dusunkarafanzin@gmail.com'a eposta atabilirler.



Not: Bu sayımızın kapağını Mert Gürkan askerde olduğu için Ody Saban hazırladı. kendisine teşekkür ediyoruz. Ayrıca şu an askerde olan Çizitema'ya her sayıda katkıda bulunan Emre Yılmaz'a da bir an önce ve sağlıklı bir şekilde aramızda olması dileklerimizi iletiyoruz...


15. sayı ağırlıklı el yazısı fanzin olacak, yazılarınızı ya da kolajlarınızı kendi el yazınızla a5 sayfa hazırlayarak gönderebilirsiniz. Ne zaman çıkacağı belli olmaz yine ama...

www.dusunkarafanzin.blogspot.com
dusunkarafanzin(et)gmail.com


Ulaşabileceğiniz yerler:



ANKARA

* Ardıç Kitabevi ( Turhan Kitabevinin üstü 2.kat)

* Araf Kafe & Bar (Konur sokak No: 11 Kat 3)

* Ankara Kültür Evi ( Konur Sokak Leman Kafe bu kafenin altında kalıyor)

* Turhan Kitabevi

* İmge Kitabevi

* Kitap Kurdu Kafe (Selanik 48/7 Kızılay)





İstanbul'da
Mephisto; kadıköy- istiklalOrhan Veli Şiir Evi; istikalŞiirci Kafe; istiklal* Karakedi Kültür Merkezi;istiklalKumbara Kültür Merkezi ve Kafe; istiklalUykusuz Kafe; istiklal



(teşekkürler Kaldırımtaşı Kolektifi..)










Eskişehir'de 


*Adımlar Kitabevi & Kafe  (adalar) 

 


 ya da  Eskişehir için, grigoramortis(et)gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.
(teşekkürler Lâl Sâbiî Kalender)





Samsun'da


Göçebe Kafe ( 19 Mayıs mahallesi Süleymaniye cad. no27)

(teşekkürler Bataklık Fanzin...)






Denizli'de

Edebiyat Dostları Derneği 
Bremen Kafe
Ozanca Kafe'de...

(teşekkürler Levent Tok...)











aslında

Author: Yasemin Şahin /

- Aslında yazmak istediğim bu değildi...!?!?


+ Aslında olmak istediğim kişi bu değildi...!?!?


+  Neyse ki hiç bir şey henüz tamamlanmadı, ses etme şimdi...


- Tamamlanmayacak ki, bırakalım konuşsun.








Yazmaya devam edersen yazmak istediğine ulaşacaksın ya da
 hep devam etmek istiyorsan ona hiç ulaşamayacağına ikna olacaksın.


Yaşamaya devam edersen olmak istediğin insan olacaksın ya da 
olmak istediğin kişiye hiç ulaşamayacağını kabullenip yok olacaksın. 


Sorunuz ne diyorlar böcek olmuşlara, ortada suç olmadan yargılanan K.'lara, hayatın ve hayatının olmamışlığını bu kadar farkında olup oldurmaya çalışanlarla yeniden bakan C.'ye.ve ben neyi kameramla görüntülersem beni sevdiler bunu da sevsinler diyen Benny'e ve sadece anne babasına var olan, başkalarına kaybolan Billy Brown'a ve daha sayamadığım nicelerine...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
gazeteler gazeteler